Türbe tarihi
Mukaddes Türbe'nin inşa edilişi ve geliştirilmesi
Birinci Yüzyıl
İkinci Yüzyıl
Üçüncü Yüzyıl
Dördüncü Yüzyıl
Beşinci Yüzyıl
Altıncı Yüzyıl
Yedinci Yüzyıl
Sekizinci Yüzyıl
Dokuzuncu Yüzyıl
Onuncu Yüzyıl
On birinci Yüzyıl
On ikinci Yüzyıl
On üçüncü Yüzyıl
On dördüncü Yüzyıl
On beşinci Yüzyıl
Mukaddes Türbe'ye yapılan saldırılar, tahribat ve yıkım
İkinci Yüzyıl
Üçüncü Yüzyıl
Dokuzuncu Yüzyıl
On üçüncü Yüzyıl
On beşinci Yüzyıl
Mukaddes Türbe'nin Türbedârları
Bu kutsal mekanı yönetecek idari bir yönetim mekanizmasının bulunması, sahip olduğu şeylerin varlıklarını sürdürme ve geliştirmesi, her yıl onmilyonlar ile ifade edilen ziyaretlerin organize edilmesi(1) ve buna benzer sebeplerden ötürü ne kadar küçük olursa olsun – Merkad-i Şerif’in (Kutlu ziyaretgâh ve ibadethane) etrafına ilk defa mescid inşa edildiği zamanlarda, başında bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda görevlilerin bulunduğu dönemler gibi(2) – Mukaddes Türbenin idari piramidinin başında mutlaka birilerinin bulunması gerekiyordu. Pâk Ehlibeyt İmamları’nın ve Evlatları’nın (Allah’ın Selamı Onların üzerine olsun) – ve bunun doğal bir sonucu olarak Hz.Ebulfazl Abbas’ın (Allah’ın Selamı O’nun üzerine olsun) – Kutlu Ziyaretgâhları İslam fıkhına göre “Genel Vakıflar”a (Evkâf-ı Âmme) tabiidirler ve başlarındaki yönetim Şer’i Hakim tarafından atanır. Sözü geçen Mukaddes Mekanların yönet iminin; başkaları tarafından değil de, sadece O Şer’i Hakim’in vekili olarak atanmış bir şahıs tarafından icra edilmesi hususunda İslam Âlimleri arasında herhangi bir görüş ayrılığı bulunmamaktadır. Yönetici şahsın yönetim boyunca alacağı kararları şer’i esaslara göre alması gerektiği ve o kararların nasıl olacağı sadece Şer’i Hakim tarafından bilinebileceğinden yönetici’nin Şer’i Hakim’in vekili olması bir zorunluluktur. Hz.Ebulfazl Abbas’ın (Allah’ın Selamı O’nun üzerine olsun) Mukaddes Ziyaretgâhı bu esas üzere yönetildiği dönemlerden geçti ancak maalesef; son iki yüzyıl boyunca Mukaddes Ziyaretgâh, İslami açıdan meşruiyetten yoksun bir yönetime maruz kaldı. Bunun sebebi işgalci yönetimlerin, yönetim için gerekli olan şartları bünyesinde toplamış olan Şer’i Hakim’e danışmadan Mukaddes Ziyaretgâh’ı yönetmeye kalkmasıydı. Ancak bu; 9 Nisan 2003’te, zulüm ve zorbalıkla kaynayan Diktatörlük Rejimi’nin devrilmesinin ardından daha fazla devam etmedi.

Türbeyi idare eden şahsa “Sadin- Görevli/Hizmetçi ya da Khazin- Koruyucu deniyordu. 9 Nisan 2003 ‘ten sonra bu isim değişti ve artık bu işten sorumlu topluluğa “ Ravza Yönetimi Komitesi” oldu. Bu komite geçici olarak, rejimin değişmesinin hemen ardından; her iki Mukaddes Türbe’nin Şer’i yetkilisi olan Merce-i Âlâ’nın Kerbela’daki vekili tarafından, sözlü olarak yetki verilmek suretiyle her iki Mukaddes Türbe’ye ayrı ayrı kuruldu. Bu komiteler geçmiş dönemde sadece bir icra komitesiydi (Başka bir deyişle sadece alınan kararları uyguluyordu). Bu işi Dini Merceiyyetin ele almasının sebebi Ehlibeyt (Allah’ın selamı onların üzerine olsun) fıkhı gereği Mukaddes Türbeler’den Dini merceiyyetin sorumlu olmasıydı.Yani başka bir deyişle dinin gerektirdiği bir işti. Bunun yanı sıra o dönemde Irak’ta geçmiş Zorba Diktatör devrilmiş ve Irak Amerikalılar tarafından işgal edilmişti. Bu sebeplerden ötürü aniden büyük bir otorite boşluğu doğdu. Daha önceki Hazin (veya Sadin) gitmiş ve Mukaddes Türbelerin idaresinde boşluğun bulunması telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurabilirdi. Acil ehemmiyetinden dolayı geçici çözüm olarak, şer’i açıdan kendisinden başka bu işe daha layığı bulunmayan Dini Merce’iyyet’in vekili; şifahi olarak atamaları gerçekleşen geçici komiteler yoluyla daha önce zikrettiğimiz bu geçici çözümü hayata geçirdi.Bu geçici yapı, birkaç hafta sonra “Kerbela’daki Mutahhar Türbeler İdaresi Üst Komitesi” kuruluncaya kadar devam etti. Necef’teki Dini Merceiyyet Bürosu tarafından yazılı olarak kurulan ve Merce-i Âlâ tarafından onaylanan bu komite; her iki Türbenin asıl yetkili makamı oldu. Komite aldığı kararları yerine getirmesi için; Türbelerin başlarına, “Muşrif” adını verdiği (gözetmen,denetmen veya danışman gibi anlamlara gelir) yetkili tüzel kişiler tayin etti. Komite görevini bu düzen üzere 20 Temmuz 2006 tarihine kadar sürdürdü.2005’te Irak’ta Mukaddes Türbeler hakkında kanun çıkmıştı. Kanun Mukaddes Türbelerin her birinin başındaki tüzel kişiliğin “Genel Sekreter – Emîn-il’âm” olarak adlandırılmasını öngörüyordu. Bu kanunun Dini Merce’iyet tarafından da tasdik edildikten sonra 20 Temmuz 2006’dan sonra her Mukaddes Türbenin başında bulunan tüzel yetkili “Genel Sekreter” olarak adlandırıldı.Böylece “Genel Sekreter” daha önceki “Sadin,Amir, Hazin” gibi isimler ile ifade edilen makamın yerini almış oldu. Bu yazımızda daha sonra Hicri 11.yüzyıldan itibaren; bu isimler ile ifade edilen makamı taşıyan şahsiyetlerin isimlerini, makamı taşıma süreleri ile birlikte kronolojik sıraya göre aktaracağız.

Listemizde bazen; bir Sadin’in görevinin son bulma tarihi ile hemen sonrasındaki Sadin’in vazifeye başlama tarihlerinin arasında tarihi boşluklar olduğu görülecektir. Son dönem tarihçilerine göre bu tarihsel boşluklar; bir önceki Sadin’in vefatı dolayısıyla yeni Sadin’in tayininde gecikmesi ya da yeni seçilen Sadin’in onaylanma ve kabullenilme sürecinden doğan gecikmelerden kaynaklanmaktadır.Daha sonra, 9 Nisan 2003’ten sonra Irak’ın genelinde vuku bulmuş olan idari boşluk dönemindeki detaylardan söz edeceğiz. Ayrıca kuruluşundan itibaren ve kısa bir dönem öncesine kadar; Mukaddes Abbasiyye Türbe Yönetiminde bulunan (Ravza Sadin’i olarak da adlandırılan tüzel yönetici şahsın), yetki bakımından Mukaddes Huseyniye Türbesi Yönetimi’nden (veya diğer adıyla Huseyniyye Ravzası Sadin’inden) tüzel olarak tamamen bağımsız olmadığına işaret edeceğiz. O dönem boyunca Huseyniyye Ravzası Sadin’i ehil ve bu sorumluğu kaldırmaya uygun gördüğü şahsı,Abbasiyye Ravzası yönetimi’ne idari işleri ve görevleri yerine getirmek üzere atardı.(3)

Emevilerin ve Abbasilerin emri ile Kutlu kabr-i Şerif’in etrafındaki silahlı kuşatma – her ne kadar tarihin başka başka dönemlerinde de olsa- sonucu yıkılmasından sonra Huseyni Türbenin Sadinliği’nin Mukaddes Ziyaretgâh Tarihi hakkında hiçbir bilgi veya bulgu elimize geçmemiştir. Türbe Sadinliği’nin başlangıcı Hicri 132 yılından hicri onuncu yüzyıla kadar olan Sadinlik Tarihi’nin belirsiz olması muhtemeldir.(4) Sadinlik Tarihi’nin bu dönemleri tarihi kayıtlarda sağlıklı bir biçimde bulunmamaktadır. Bu dönemi kapsayan kayıtlarda sadece aralarında büyük zaman aralıkları bulunan kopuk verilere rastlanmıştır.Sadinlik’in erken tarihi hakkında en iyi bildiğimiz şeyler ise şunlardır:

Abbasi Halifesi Mehdi’nin annesi olan Um-Musa, Mukaddes Kabir’in işlerini üstlenmeleri ve hizmetinde bulunmaları için kendi hizmetçilerini yolladı. Onlara bu iş için de belirli bir maaş verdi. Abbasi Halifesi Harun da bu adete uyunca, onlar kutlu ziyaretgâhın ilk Sadinleri oldular (5) Her iki Mukaddes Türbenin birden işleri ile ilgileniyorlardı elbette. Sadinlik’ten açık bir biçimde ilk defa İbn-i Tavus’un “Ferhatul Ğarra” adındaki kitabında söz edilmektedir. Buveyhi Hukumdarı Fenahusrev Adududdevle, Kerbela’yı Hicri 371 yılında ziyaret ettiğinde tüm şehir ahalisine (her toplum sınıfına ayrı bir şekilde) ikramda bulundu. Ve ikramda bulunduğu kimseler arasında da şu vardı: Türbenin Hazin’i ve Bevvab (Kapıbekçisi). Kendilerine Ebil Hasen El Alevi’nin,Ebilkasım bin Ebi Abid ve Ebibekr bin Siyar’ın elleriyle ikramını gerçekleştirdi.(6)

Muhtemelen Hazin’in – veya daha sonraları verilen ad ile söylersek Sadin’in – yetkisi o dönemde tüm Kerbela Şehri boyunca değil, sadece İmam Huseyn’in (Allah’ın Selamı O’nun üzerine olsun) Kabr-i Şerifleri’nin etrafında toplanan ziyaretçilerini kapsıyordu. Daha sağlıklı olan diğer görevin – yani o sırada inşa edilmiş olan şehre inmek suretiyle ziyarete gelen ve sayıları epey fazla olan İmam Ali (Allah’ın Selamı O’nun üzerine olsun) soyuna hizmet etme –Nakibuleşraf tarafından yerine getiriliyor olması ihtimali daha akla yatkındır.(7) Irak’ın hicri 656 yılında Moğollar tarafından işgalinden sonra, Irak’ın tarihinde karanlık bir dönem başlamıştır. Zira bu dönemden bahseden kayıtlara çok ender bir biçimde rastlanmıştır. Elimizde bu döneme ait; her iki Mukaddes Ravza olan Abbasiyye ve Huseyniyye Ravzaları’nın Sadinlik’lerinden söz eden hiçbir bilgi,bulgu ya da kayıt yoktur.Ardından hicri takvime göre sekizinci yüzyılın başlarında “Hazin”lik (O dönemde daha Sadin adını almamıştı) o dönemde civar bölgeleri hegemonyası altında tutan Esedoğulları Kabilesi’ne mensup bazı adamlar tarafından yürütülüyordu. Bu konuda bir görüş daha vardır. O da Ünlü gezgin İbn-i Batuta’nın görüşüdür. İbn-i Batuta’nın Meşhur ziyaretnamesi olan “Tuhfetun-Nezâr”da naklettiğine göre o dönemde Kerbela’da İmam Ali (Allah’ın Selamı O’nun üzerine olsun) soyundan gelen iki kabile olan Zuheyk ve Fa’iz ailelerinin Kabileleri arasında bir çatışma çıkmış ve kutlu şehir bu çatışmanın şiddetinden dolayı büyük zarar görmüştü(8). Gerçekleştiği söylenen bu mücadelenin sebebi ile ilgili olarak; Kutlu Huseyni Ziyaretgâh’ın Sadinliği’nin ve Kerbela’nın Nakibuleşraflık makamını üstlenmek olduğunu ve o dönemde Sadinliğin Fa’iz ailesinde bulunduğunu ifade eden bazı kaynaklara işaret edelim .(9) (Dipnottadır)

Hicri sekizinci yüzyılın ortalarında İmam Huseyn’in (Allah’ın Selamı O’nun üzerine olsun) Kabr-ı Şerifleri’nden sorumlu olan şahıs – Hazin – Muhammed Şemseddin El-Ha’iri El-Esedi idi. Şehid-i Sani; Kutlu Ziyaretgâh’tan sorumlu olunması hususunda verdiği icazette buna işaret etmektedir. Kendisi (Şehid-i Sani) İmamiyye Şiası’nın büyük alimlerindendir ve kendisini güvenilir hadis nakledicilerinden kabul edip hadis nakletmişlerdir.(10)

Dr. İmad Abdusselam Rauf’un konuyla ilgili sarfettiği sözlerinden şunu anlıyoruz: Hazinlik makamını üstlenen erkeklerin büyük çoğunluğu İmam Ali (O'na selâm olsun) torunu Âl-i Zuheyk ve Âl-i Fa’iz Kabileleri’ne mensuptu. Hâzin, bir dönem Âl-i Fâ’iz’den, bir dönem Âl-i Zuheyk’ten oluyordu. Kendi aralarında değişmeli olarak da bu vazifeleri paylaşıyordu, yani bir dönem bir Kabile ferdi Nakibuleşraflık yaparken diğer Kabile adına başka bir fert Hazinlik yapıyordu. Dr. Rauf’un söylediğine göre; Muhtemelen vazifelerde aralarında anlaşmalı olarak yer değişimi yapıyorlardı. Yani bir dönem bir Kabile adına bir temsilci Hazinlik (Veya Sadinlik) yaparken diğer Kabilenin temsilcisi Nakibuleşraflık sorumluluğunun başına geçiyor, belli bir süre sonra da Nakibuleşraflık hizmetini yerine getiren Kabile’nin temsilcisi (kendisi ya da başka bir temsilci) Sadinlik yapıyor ve Sadinlik yapan Kabile’nin temsilcisi de (benzer biçimde) Nakibuleşraflık yapıyordu.Bu süreçte; Kabilelerin aralarında otoritenin bölüşümü hususunda varılan bu karşılıklı sözleşmenin (veya anlaşmanın) ortadan kalkmaması gözetilerek buna sebebiyet verecek durumların olmaması hususunda titiz davranılıyordu.Daha sonra her iki müessese arasındaki ilişki, nufüzları ve otoriteleri arasında dengeli bir tutum seyreden bu biçimi aldı ve o gidişat üzere devam etti.

Sadinlik konumunun gücü ve şehirdeki fiili otoriteyi takip ettirmesi ile ilgili olarak şunları söyleyebiliriz. Kendileri Hicri 1216 ve 1220 yılları arasında gerçekleşen Vahhabi baskınları sırasında, Hicri 1258 yılında Muhammed Necib Paşa tarafından gerçekleştirilen ve Kanlı Gadir (Ğadir-ud dem) olarak bilinen hamleler sırasında halktan sivil güç alarak şehri savunmayı başarmıştır. Bu makam aynı başarıyı hicri takvim ile 7 safer 1424 tarihine denk olan 9 Nisan 2003 tarihinde gerçekleşen; Amerikalıların İşbirlikçi güçler ile birlikte Irak’ı İşgal etmesinin akabinde geçmiş Diktatörlük Rejimi’nin devrilmesi hadisesinin ardından, oluşan başıboşluk sonucu doğan idare ve güvenlik boşluğu ortamında da göstermiştir.Bu makam hicri 13. Yüzyılın dördüncü onyılında; gerçekleşen bazı olaylar sonucu Nakibuleşraflığın ve o beldeyi o tarihte kuşatan sorunlu dönemde resmi olarak yönetme yetkisini de elinde tutmasıyla birlikte gücünün zirvesine ulaştı. Ancak bu güç; Şehir Kanlı Gadir olayında vurulduktan ve olayın ardından kopan fırtınaların etkisiyle hızla dağıldı. Ve Sadinlik; yaklaşık iki yüzyıl sonra ilk defa, İmam Ali (Allah’ın Selamı O’nun üzerine olsun) soyuna mensup olmayan kimseler tarafından icra edildi. Ve Sadinlik, Osmanlı yönetimi son buluncaya kadar ve son bulmasından sonra da bu kimselerin ellerinde kaldı.(11) Sadinlik Seyyid Murtaza bin Seyyid Mustafa (Âl-i Zawiy) geçtiği zaman; Kendisi Abbasiyye Ravzası Sadinliği’ni Huseyniyye Ravzası Sadinliği’nden ayırmak için büyük çabalar harcadı ve sonunda Abbasiye Ravzası Sadinliği kendi yağı ile kavrulan bağımsız bir idari yapı haline getirerek ikisini birbirinden ayırdı. Artık her biri kendi Mukaddes Ziyaretgâhı ile ilgilenmeye başladı ve bu çalışma şekli üzere günümüze kadar geldi. Sadece 9 Nisan 2003’ten sonra ilk üç aylık dönem bunda istisna oldu. O dönemde her iki mukaddes Türbe’nin Sadinliği Dini Merce’iyyetin Kerbela Temsilcisi tarafından yürütülüyordu ve bu ara dönemde Her iki Mukaddes Ziyaretgâh’ı birden bağlayan bir üst icra komitesi oluşturma çalışmalarını yaptı. Çalışmaların bitmesinin ardından daha sonra yaklaşık olarak üç yıl görev yapacak olan komite kuruldu ve yönetim bu komiteye geçti. Komite üç kişiden oluşuyordu ve Necef-i Eşref’te bulunan Dini Merce’iyyet (Ayetullah Uzma Seyyid Ali Sistani’nin) Bürosu tarafından atanmıştı. Komite her iki Mukaddes Türbe’nin (İmam Huseyn ve Hz. Ebulfazl Abbas – Allah’ın selâmı üzerlerine olsun) Şer’i yönetimini üstlenecek ve komite’nin aldığı kararları uygulamaya koyarak Mukaddes Türbelerin genişleme,gelişim,güvenlik,idare vb. türden ilerlemeler kat etmesini sağlamaya yönelik projelerini hayata geçiren “Muşrif” adı verilen sorumlu Müdürleri Kutlu Ziyaretgâhların her birine atadı. Projeler ve kararlar komite tarafından alınıyor ve Muşrif’ler tarafından uygulamaya geçiliyordu. Üç yıl bu şekilde devam ettikten sonra, daha ileri aşamalara geçebilmek için, komiteye mensup her iki kişinin de (üçüncü şahıs vefat etmişti) tüm yetkileri, diğerinden tamamen bağımsız olan ve her Türbe için “Genel Sekreter” adı verilen meşru yetkiliye devretmesi ile birlikte komite dağıldı. Böylece Sadinlik’te (Türbe yönetiminde) tam bağımsızlık 20 Temmuz 2006 tarihi ile birlikte geri döndü.Şimdi de kısaca On birinci Hicri Yüzyıldan itibaren Mukaddes Huseyniyye Ravzası Sadinliği’nden bağımsız olarak Mukaddes Abbasiyye Ravzası’nda temsilcilik ya da Naiplik (Vekillik) yapmış şahıslar hakkında özet olarak bilgi verelim:

1- Muhammed bin Ni’metullah H.1025 senesinde Baş Hâzin idi ve ömrünün sonuna kadar bu görevini sürdürdü.

2- Şeyh Hamza Es-Selami. Iraklı Arap Selâlime aşiretine mnsuptur. H. 1091’den H. 1108’den sonra’ya kadar aynı görevi sürdürdü.

3- Şeyh Muhammed Şerif. Bir önceki Sadin’den sonra Sadinliği aldı ve H. 1161 yılında vefat edene kadar bu vazifesini ifa etti.

4- Şeyh Ahmed Hazin. Sadinlik abasını bir önceki Sadinden sonra giydi ve H. 1187 yılında gerçekleşen vefatına kadar görevine devam etti.

5- Şeyh Ali bin Abdurresul. Hicri 1187 yılında Sadinliği devraldı ve H.1222 yılındaki vefatına kadar vazifesini sürdürdü. Kendisi Mukaddes Abbasiye Ravzasında emanetdar olan Muhammed Ali Mahmud’un dedesidir. Ailesi o zamanda Şeyh ailesi olarak bilinirdi ve soyu bir Arap kabilesi olan Ceş’um (ya da Ceş’im) kabilesinin bir dalıdır.

6- Şeyh Abdulcelil El Kilitdar. Sadinliği H. 1224 yılında aldı ve daha sonraları bilinmeyen birtakım sebeplerden ötürü görevinden azledildi.

7- Seyyid Muhammed Ali bin Derviş bin Muhammed Âl-i Sabit. Soyu H.957’de Irak’taki tüm Nakibuleşrafların başı olan Sultan Kemaleddin’e dönmektedir. Kerbela’daki Âl-i Sabit kabilesinin baş atasıdır. H. 1225’te Sadinlik vazifesini almış ve H.1229’a kadar devam ettirmiştir.

8- Seyyid Sabit bin Derviş. Bir önceki Sadin’in kardeşidir. H.1232 yılında başladığı görevini H.1238 yılının belli bir dönemine kadar sürdürmüştür.

9- Seyyid Huseyn bin Hasan bin Muhammed bin Huseyn Âl-i Sabit. Âl vehhab Kabilesinin büyükatasıdır. 4 Şevval 1240 senesinde bir önceki Sadin’in azledilmesi dolayısıyla vazife başına getirilmiştir. 10- Seyyid Wehhab bin Seyyid Muhammed Ali bin Abbas Âl Tu’me Alemuddin Âl-i Tu’me’dendir. Daha önceleri Mukaddes Huseyniye Ravzası Sadini iken sonrasında H.1243 senesinde Mukaddes Abbasiyye Ravzası Sadinliği vazifesini üstlendi.

11- Seyyid Muhammed bin Ca’fer bin Mustafa bin Ahmed Âl-i Tu’me Alemuddin, Nimetullah bin Tu’me Alemuddin’e mensuptur.Hz. İmam Kâzım (O'na selâm olsun) torunu Âl-i Fa’iz kabilesine mensup Âl-i Tu’me boyundandır.Mukaddes Ravza’nın Sadinliği’ni H.1250 üstlenmiş ancak bu görevi kısa bir süreliğine devam ettirmiştir.

12- Seyyid Huseyn bin Hasan bin Muhammed bin Ali bin Musa El Vehhab. Sadinlik vazifesini H. 1254 yılında, bir önceki Sadin’in azledilmesinin ardından üstlenmiş ve H.1256 yılına kadar görevde kalmıştır. Bu sene içerisinde görevinden ayrılması sağlandı ve bir önceki Sadin’in Vekili aynı görevi H.1259 yılına kadar sürdürdü. Ardından kendisi yine görevin başına geçti ve H.1265 yılında azledilinceye dek aynı vazifesini devam ettirdi. 13- Seyyid Said bin Sultan bin Sabit bin Derviş Âl-i Sabit. Sadinlik makamını H. 1265’te iki dönemlik aldı.Sultan Kemaleddin Sülalesindendir (Daha önce zikredilen Türbedar). Bir önceki Sadin’in azledilmesinin ardından bu makama geçti ve H.1285 yılında vefat etti.

14- “Na’ibut-tevliye” lakabıyla Meşhur Seyyid Huseyn’dir. Bir önceki Sadin’in oğludur. Babasının vefatının ardında Sadinlik makamını devraldı. Yaşının küçüklüğünden dolayı onun adına Seyyid Huseyn bin Seyyid Muhammed Ali Âl-Ziyauddin geçti.Onun geçici Sadinliği bir süre devam etti. Sonrasında da “Na’ibut-tevliye” lakabı ile meşhur Seyyid Huseyn vekilinden makamını devraldı.

15- Seyyid Huseyn bin Muhammed bin Ali bin Mustafa bin Şerefuddin bin Ziyauddin bin Yahya bin Tu’me (İlki). Fa’izoğullarından olan Tu’me Kemaleddin’in sülalesindendir.Sadinlik makamını H.1282 yılında devraldı ve H.1288 yılında vefat edinceye kadar sürdürdü.

16- Seyyid Mustafa. Bir önceki Sadin’in oğludur. Sadinlik görevinde babasının rıhletinin ardından H.1289 yılında babasının halefliğini üstlenmiştir.H.1297 yılında vefat edinceye dek bu vazifeye devam etmiştir.

17- Seyyid Muhammed Mehdi bin Muhammed Kazım bin Huseyn bin Derviş bin Ahmed Âl- Tu’me. Nesebi Fa’izoğulları’na mensup Tu’me Alemuddin’e dönmektedir. H.1297 yılında Sadinlik makamının başına geçmiş ve H.1298 yılında azledilinceye kadar yöneticiliğine devam etmiştir.

18- Seyyid Murtaza, yukarıda 15 Numarada adı geçen Mukaddes Abbasiyye Ravzası Sadini’nin oğludur. Sadinlik makamını devraldığı zaman yaşı küçük olduğundan, bir önceki Sadin onun vekili olarak yöneticilik yaptı. Bu geçici Sadin Bağdat valisi tarafından H.1298 yılında azledildiği zaman, Seyyid Murtaza’nın amcası Seyyid Abbas bin Seyyid Huseyn Âl- Ziyauddin Sadinlik makamının başına geçti ve Seyyid Murtaza olgunluk çağına erişinceye kadar vazifesini sürdürdü. Olgunluk çağına erişen Seyyid Murtaza makamının başına geçti ve H.1357 yılında vuku bulan vefatına kadar vazifesini sürdürdü. Mukaddes Kerbela Şehrindeki kanalizasyon projesinin sahibidir.H.1357 yılında, (17 mayıs 1938) bu projesinden dolayı o dönemde Irak’ın başında bulunan yönetim tarafından kendisine özel bir ayrıcalık tanındı.

19- Seyyid Muhammed Hasen Âl-Ziyauddin. Bir önceki Sadin’in oğludur. (Ağa Hasen) lakabı ile tanınmıştır. H.1357 yılında babasının ebediyete intikal edişinin ardından Sadinlik makamına yerleşti ve böylece sözü geçen Kanalizasyon projesini hayata geçirme sorumluluğu onun omuzlarına bindi. Miladi takvim ile 1952 yılına denk gelen H.1372 yılında vuku bulan vefatına dek Mukaddes Abbasiye Ravzası’nın Sadinliği’ni devam ettirdi.

20- Seyyid Bedruddin Âl-Ziyauddin. Bir önceki Sadin’in büyük oğludur. Babasının ebediyete intikal edişinin ardından bu önemli sorumluluğu üstlenmiştir. Daha sonra Seyyid Hasen Safi Âl Ziyauddin, Kutlu Abbasiyye Ravzası’nın işlerini idare etmek üzere Kendisinin vekili olarak görevi devam ettirmiştir.

21- Seyyid Muhammed Huseyn bin Seyyid Mehdi Âl-Ziyauddin. Hicri 1402 yılında görevin başına geçmiş ve H.1991’e (M. 1991) kadar göreve devam etmiştir.

22- Seyyid Mehdi Fazıl El-Ğurabi. H. 1412 (M. 1991) yılında, Irak’ı yöneten Faşist Baas partisinin üyelerinden olmasından dolayı Parti tarafından aday gösterilerek görevin başına geçirilmiştir. Irak’ı kırk yıl boyunca yöneten Baas Partisi Rejimi 9 Nisan 2003’te (7 Safer 1424) devrildikten sonra Irak dışına kaçtı ve Mukaddes Abbasiyye Ravzası’nda Sadinlik dönemi sona erdi.

23- Necef’teki Üst Dini Merce’iyyet’in (Ayetullah Uzma Seyyid Ali Sistani) Mukaddes Kerbela Şehrindeki Temsilcisi, Şeyh Abdulmehdi Abdulemir Cudû’ Es Selami El Kerbela’i. 9 Nisan 2003’ten (7 Safer 1424) üst komite oluşturulma işlemlerinin son bulma tarihi olan 25 Cemaziyelevvel 1424 tarihine kadar yöneticilik yaptı. Bu tarihten önce 12 Rebiulevvel 1424’te Necef’teki Üst Dini Merce’iyyet’ten Mukaddes Türbelerin yönetiminin Şer’i hakime dönmesi gerektiğini ifade eden fetvalar çıkmıştı. Şeyh Kerbela’i de Her iki Mukaddes Türbe’den sorumluydu ve her iki Mukaddes Ziyaretgah bünyesinde idari komiteler kurulması yönünde verdiği idari talimatlarına uyuldu. Böylece Hz. Ebulfazl’ın (Allah’ın Selamı O’nun üzerine olsun) Kutlu Ziyaretgâhı bünyesinde de idari işleri icra eden bir komite kuruldu ve komitenin adı da “ Mukaddes Abbasiyye Ravzası Yönetim Komitesi” olarak belirlendi.

24- Mukaddes Kerbela’daki Mutahhar Türbeler Üst Yönetim Komitesi. Sn. Allame Huccetulislam Seyyid Muhammed Huseyn Tabataba’i, Sn. Huccetulislam Allame Seyyid Ahmed Cevad Nur Es-Safi ve Huccetulislam Allame Şeyh Abdulmehdi Abdulemir Cuduu’ Es-Selami El-Kerbela’i (Allah izzetlerini daim etsin) adındaki ulema dostlardan oluşmaktadır. Merce’i Âlâ tarafından yazılı bir kararla kurulan ve diğer dört büyük Taklit Mercii tarafından yazılı olarak teyidi gerçekleştirilen bu komite; aynı senenin Şaban ayında aynı dini kurum tarafından çıkan başka bir yazılı karar ile Mukaddes Huseyniye Ve Abbasiyye Türbeleri Ravzaları Sadinlikleri’nin başına geçirilerek kutsal mekanların yönetimi bu komitelere devredildi.Kendileri de, sözü geçen Üst Komite tarafından alınan kararları yerine getirmesi ve idari işleri bu bağlamda alınan kararlar çerçevesinde yürütmesi için her Mukaddes Türbe’ye “Muşrif” adı verilen bir sorumluya yetki verdiler. Mukaddes Abbasiye Türbesi için yetki verilen şahıs da sn. Hacı Abdulhadi Abdulcelil idi. Kendisi; sözü geçen Üst Komitenin Mukaddes Türbelerin yönetiminin son bulduğu tarihi olan 19 Temmuz 2006’ya kadar vazifesini yerine getirdi.

25- Sn. Huccetulislam Allame Seyyid Ahmed Cevad Nur Es-Safi (Allah izzetini daim etsin) . “Genel Sekreterlik” makamının başına 20 Temmuz 2006 tarihine geçti. Halen Genel Sekreterlik vazifesini sürdürmektedir. 2005 yılında Irak Parlamentosu tarafından çıkan 19 sayılı kanuna uyum çerçevesinde atanmıştır. Irak’ta bu konuda çıkan kanuni prosedüre göre devrik diktatörlük rejimindeki “Vakıflar Bakanlığı” kaldırılmış ve bahsettiğimiz Mekanlar hususundaki idare yetkileri şu anda Şii Vakfı Konseyi (Şii Vakfı Divanı) Başkanı’na devredilmiştir. Mukaddes Türbelerin Genel Sekreterleri de bu Vakfın Yönetim Kurulu Başkanı tarafından atanmaktadır. Ancak şunu da belirtelim, yeni çıkan bu kanun doğrultusunda; hem Şii Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı hem de Mukaddes Türbelerin Genel Sekreterleri, Merce’i Âlâ (Allah izzetini daim etsin) onayı alındıktan sonra makamlarına atanabilmektedir. Böylece yeni çıkan kanun ile, Irak’taki dini Mekanların yönetimi gibi Din açısından çok önemli kararların alınması ve dinen meşru bir biçimde icra edilmesi yasal güvence altına alınmıştır. Sn. Seyyid Ahmed Es-Safi de Merce-i Âlâ’dan onay alındıktan sonra Şii Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı tarafından Genel Sekreterlik makamına atanmıştır.
------------------------------------------------
(1) Zorba Diktatör rejimin devrildiği tarih olan 9 Nisan 2003 ile aynı sene, resmi hükümet kaynaklarına göre ziyaretçi sayısı 50 milyonu buldu. Ehlibeyt’in Kefili Abbas’ın (Allah’ın Selamı Onların üzerine olsun) yurdunda güvenlik şartlarının düzelmesi ile birlikte geçen birkaç yıl içerisinde milyonlar eklendi, hatta ziyaretçi sayısı katlandı. Ziyaretçilerin çeşitliliği de ilerleyen birkaç yıl içerisinde büyük bir hızla artmaya başladı.2008 yılında Asya,Avrupa,Afrika ve Kuzey Amerika’da bulunan 20 farklı ülkeden 30 bini aşkın ziyaretçi geldi. Bu sene ziyaretçilerin sayı ve çeşitliliği ise yer yer 2008 yılının sayılarının birkaç katını buluyor.
(2) Mukaddes Ziyaretgâh’ın büyüklüğü, ilerleyen zamanla birlikte giderek artan birey olarak gelen ya da heyet olarak gelen ziyaretçilerin artması ve Türbenin etrafını kuşatan koşulların dinamik bir biçimde değişmesi Türbe yönetimine katılan üyelerin sayısında değişimlere neden olmaktadır. Bahsettiğimiz etkenler Türbenin idari kadrosunun artmasına ya da azalmasına sebebiyet vermektedir.İdari kadro, en büyük hacmine 9 Nisan 2003’ten sonraki dönemde ulaştı. Çünkü O tarihten sonra kurum; günün gereksinimlerini karşılayan bir hal aldı ve mühendislik,hizmet,kültür,eğitim,idari,mali vb. alanlarda daha iyi hizmet sağlayan entegre bir sisteme dönüştü. Türbe sözü geçen değişimden önceki dönemlerde içinde bulunduğu çağın gerektirdiği ihtiyaca yönelik sadece Elektrik Bölümü ve Soğutma (Havalı Soğutma – Klima) Bölümü gibi teknik bölümleri barındırıyordu. Oysa bu kendi konuma göz önüne alındığında çağın taleplerini karşılayamamakta ve ihtiyaçları giderme hususunda kendi döneminin çok gerisinde kalmaktadır.
(3) Medinetul Huseyn Aleyhisselam veya Muhtasar Tarih Kerbela/ Seyyid Muhammed Hasen Âl Kilitdar. S:86
(4) Mukaddes Huseyniyye (İmam Huseyn- Aleyhisselam) Türbesi resmi web sitesi olan www.imamhussain.org ‘dan ufak bir değişiklik ile nakledilmiştir.(4) numarasının bulunduğu yere kadar olan paragrafların hepsi oradan nakledilmiştir.Yazılar, Seyyid Ala Nasrullah tarafından yazılmıştır.
(5) Tarih Taberi Cilt 10/ Cerir Taberi: Saya 118 (Londra Baskısı)
(6) Ferhatul Ğarra/ Seyyid bin Tavus
(7) El Usrul Hakime Verrical Elidare Vel Kadaa’ Fîl- İrak/ Dr. İmad Abdusselam Rauf S.363
(8) Tuhfetun Nizar/ İbn Tavus S.111
(9) El-Eklam Dergisi C: 10, 4.yıl S: 124 / Seyyid Adil Abdussalih El Kuleydar Tarafından yazılan “Kerbela Fîl Ahd El Mağuli El ilhani” Makalesi
(10) Mustedrek-ul Vesail 3.Cilt /Şeyh Nuri
(11) El Usrul Hakime Verrical Elidare Vel Kadaa’ Fîl- İrak/ Dr. İmad Abdusselam Rauf S.364
Devamı için tıklayınız
Uzun bir dönemin ardından meşru yönetim yeniden Mukaddes Türbe'nin başında
9 Nisan 2003’te Irak’ın başında bulunan dikta rejimi çöküp defoldu gitti. Tüm dünyada büyük yankı uyandıran bu hadisenin ardından inananlar; Irak’ta bulunan Mukaddes Türbelerin geneli hakkında bir korku ve endişeye kapıldı. Zira (Baas rejiminin teşkil ettiği) devletin çöküşü ile birlikte oluşan şartlar, çöküşün başlamasıyla birlikte başlayan saldırılar, güvenlikten yoksun ortam (eski rejimin yıkılmasının hemen ardından, kısa sürede herhangi bir emniyet teşkilatının oluşmamış olması sonucu; hırsızlık,soygun ve yağma olayları gibi…) ve Irak’ın geneline kuduz köpekler gibi üşüşen şer güçleri, bu korkuyu ve endişeleri haklı kılıyordu.Hepsinin en başında da; öncelikli yapacakları listesinin başına Irak’taki mukaddes mekânları yok etmeyi ve ziyaretçilerini katletmeyi hedeflemiş olan tekfirciler geliyordu. Tekfirciler Kerbelâ’daki Mukaddes Mekânların, sadece Ehlibeyt (Allah'ın selâmı hepsin e olsun) dostu Müslümanların değil; dünya üzerinde bulunan, tüm hür insanların gönlünde çok özel bir yere sahip olduğunu biliyorlardı. Bu yüzden de şer güçlerin zarar vermek için en çok dişlerini bilediği yerler bu mekanlardı. Bu büyük tehlike; Mukaddes Kerbela şehrinin ahalîsine mensup seçkin müminlerden oluşan bir ekip gönüllü olarak; ziyaretçilerin koordinasyonunu ve güvenliğini sağlama, şehri koruma ve Mukaddes Kerbelâ Türbeleri’ne akın akın yürüyen Matem gruplarının (Arapça “Mewkib Aza’ ” ve Azerice “deste” olarak da bilinir – ç.) düzenlenmesi vazifesini üstlendi. Özellikle de o dönem Iraklıların özgürlük kokusunu yeni solumaya başladığı bir dönemdi. Milyonların geleceği bir ziyaretin; Hz. İmam Huseyn’in (Allah'ın selâmı üzerine olsun) şahadetinin kırkı – Erbaîn- ziyaretinin eşiğindeydiler. Bu yüzdne de tehlike çok büyüktü. Ekip ziyaret esnasında gerçekleşebilecek olaylar ile ilgili olarak bilinçlendirildi. Bu sürecin ardından; Sn. Huccetul-islâm Allâme Şeyh Abdulhuseyn el-Kerbelâî’nin (Allah izzetini daim etsin) direktifleri doğrultusunda çalışmalara başladı. Sn. Allâme’nin kendisi de bu ziyaret süreci esnasında; müminleri, Mukaddes Kerbelâ’nın başka ilçelerine dair idare, hizmet, güvenliğe ve diğer türden işleri gerçekleştirmeye yönelik bilfiil talimatlar veriyor ve yapılan çalışmaların organize bir şekilde yürütülmesine yardımda bulunuyordu. Böylece Erbaîn ziyareti düşmanların tüm hesaplarını altüst etti ve Tağut rejimin çöküşünün ardından gerçekleşen ilk milyonluk ziyaret olarak dev bir başarıya imza attı. Düşmanlar planlarını yeniden gözden geçirmek zorunda kalmıştı. Zira böylesi dev bir organizasyonun düzenlenmesi için, kudretli bir devletin imkânlarına ihtiyaç duyuluyordu.Oysa Irak’ta yakın çağın en sert diktatörlüğünün düşmesinin ardından Amerikan İşgalinin dayatmış olduğu,güvenlik boşluğuyla dolu devletsiz bir ortam oluşmuştu. Bu kadar kötü koşullarda, bu denli başarılı ve milyonlarca insanın aktif bir biçimde katıldığı bir organizasyonun gerçekleşmesi, nasıl mümkün olmuştu? İnanılacak gibi değildi…

Olayların hızla gelişmesi ve mukaddes mekânların işlerini düzenleyip ziyaretçilerle ilgilenecek bir idaresinin bulunmasının zorunluydu. Bu yüzden söz konusu yönetim, 25 Nisan 2003 tarihinde şifahi olarak Sn. Kerbelâ’î’nin, Merce’-i Âlâ(1) tarafından – Allah izzetini daim etsin - bizzat bulunduğu bir toplantıda göreve getirildi. Ardından 25 Mayıs 2003 tarihinde Merce’i- Âlâ (Allah kendisini korusun); vermiş olduğu mezkûr şifahi kararı, yazılı bir kararla teyit etti. Böylece Tağut Rejim’in düşüşünden “Üst Komite”nin kuruluşuna kadar olan 4 buçuk aylık süre zarfında söz konusu yönetim iki Mukaddes Türbe’nin de meşru yöneticisi oldu. O zorlu dönemde İki Mukaddes Türbe Yönetimi’nin Sn. Seyyid Ahmed es-Sâfî’nin (Allah izzetini daim etsin) değerli görüşlerini almakta ve kılavuzluğundan büyük ölçüde yararlanmıştı. Bu dönemin ardından Mukaddes Kerbelâ Türbeleri’nin yönetiminden sorumlu bir komite kuruldu ve Pâk Ziyaretgâhların yönetiminin başına geçirildi. Komite; değerli dostlar Sn. Allame Hüccetulislam Seyyid Muhammed Huseyn el-Taba’tabâî (Allah gönlünü ve ruhunu takdis etsin), Sn. Hüccetulislam Allame Seyyid Ahmed es-Sâfî ve Sn. Hüccetulislam Allame Şeyh Abdulmehdî el-Kerbelâ’î’den (Allah her ikisinin de izzetini daim etsin) oluşuyordu. Söz konusu komite, Kerbelâ’daki iki Mukaddes Türbe’nin meşru idaresini temsil ediyordu. Böylece; neredeyse iki yüzyıldır süren bir gaybet(2) döneminin ardından mukaddes mekânlara meşru yönetim geri dönmüş oldu. Komite meşruiyetini; Necef-i Eşref’te bulunan dost Ayetullah Uzma’lar(3); Merce’i Âlâ Ayetullahil Uzmâ Sn. Seyyid Ali Huseynî es-Sistâni (Allah gölgesini daim kılsın), Büyük Taklit Mercii Muhammed Saîd el-Hakîm (Allah gölgesini daim etsin) , bir başka büyük Taklit Mercii olan Şeyh Muhammed İshâk Feyyâz (Allah gölgesini daim etsin) ve bir diğer önemli Taklit Mercii olan Sn. Şeyh Beşîr Huseyn Necefî’nin (Allah gölgesini daim etsin) yazılı onayları aracılığıyla elde etti. Verilen bu yetkiler çerçevesinde Kerbelâ’daki Mukaddes Mekânların idaresine yönelik bir konsey kurularak, yukarıda isimlerini zikrettiğimiz ulemadan oluşan komiteye “ Mukaddes Kerbelâ’da bulunan Mutahhâr Türbelerin İdaresinden (Sorumlu) Üst Komite” adı verildi. Komite oynadığı önemli vazifesini eda etmek için hemen harekete geçerek 24 Receb 1424 (Miladi takvim ile 21 Eylül 2003) tarihinde her iki Mukaddes Türbe’ye ve Beynel Haremeyn (4) bölgesine, her birine özel ayrı birer idari yapı kurdular. Ardından 1 Ekim 2003 tarihinde yayınlanan; İslami İşler ve Vakıflar Bakanlığı ( Daha sonra, ilgili yetkileri Şii Vakfı ve Sunni Vakfi Yönetimlerine devredilen ve geçici hükümet bünyesinde o dönem mukaddes mekanlardan sorumlu bulunan resmi kurum) kararıyla Komite devlet tarafından tanındı ve komite resmiyet kazandı. Böylece her Türbenin idari açıdan zirvesini temsil eden bir başı ve birçok üyesi bulunan bir meclisi (ya da konseyi) olmuş oldu. Meşru onayla başa gelmiş olan bu yönetim (Genel Sekreter & Konsey) tarafından yapılan görev dağılımı, ana kurallar, kendilerine verilen talimatlar (çalışma esnasında geri dönüş yapılan ana kaynaklar bunlar olduğu için, bunlara “merci” adı verilmektedir) ve bunların uygulanmasının takibi çerçevesinde, birçok farklı yükümlülüğe sahiptir. Yeni dönemde Türbenin idari omurgasına yeni bir yapı da eklendi. Söz konusu yeni yapı birtakım komitelerden oluşmaktadır. Komiteler de belirli işbölümlerine göre ayrılmış ve her bir komitenin altında, yaptığı çalışmaların türüne göre kendine yardımcı olacak şubeleri bünyesinde barındırmıştır. Kimi zaman şubelerin altında da birimler yer almaktadır. Daha önce hizmete yönelik bu denli gelişmiş bir mukaddes mekan teşkilatı bulunmuyordu. Saddamcı Diktatörlük Rejimi düşmeden önce, belirli bir alanda kadroya ihtiyaç duyulduğunda dışarıdan getiriliyor ve ihtiyaç duyulan işler sözleşmeyle yaptırılıyordu. Zaten mezkûr dönemde de nadiren iş yapılmıştır. Rejimin çöküşünden sonra başa geçen yönetim döneminde ise, tam tersine çok sayıda proje tamamlanmış, üstelik bütün bunlar Türbe’nin kendi kadrosuyla gerçekleştirilmiştir. İhtiyaç duyulduğunda dışarıdan işgücü getirilmek suretiyle yardım alınmıştır, ancak; bu şekilde bitirilen projeler de yine Türbe’nin kendi kadrosu gözetiminde çalışmalarını gerçekleştirmiştir.

Türbe bünyesinde yeni ortaya atılmış olan bölümler, 2005 yılında çıkan 19 sayılı “ Irak’taki Şiilere ait Mukaddes Türbeler ve Mezâr-i Şerîflere ait Kanun”un, 20 Temmuz 2007 tarihinde uygulanmaya başlamasına kadar, yeni meşru yönetimin çatısı altında çalışmaya devam etti. Mezkur kanunun uygulamaya geçmesinden önce, Türbe’de şu komiteler bulunuyordu: Ravza’nın Korunması ve Riayeti Komitesi, Proje ve Bakım Komitesi, Adaklar ve Hediyeler Komitesi, Basın Komitesi, Hizmetkâr Seyyidler (Geleneksel Türbedârlar) Komitesi. Bu komitelerden de şu bölümler türemiştir: Ravza’nın Dış Güvenliği, Haremin Düzenlenmesi, Depolar, Misafirhane, Kayıp Eşya, Dini Yönlendirme ve İrşâd. Mezkûr kanunun tatbik edilmesinden ve Mukaddes Türbe yönetimi için genel sekreterlik sistemine geçilmesinden sonra, Mukaddes Türbe’nin idari yapısının komiteler yerine önce bölümlere, sonra şubelere ve ardından da birimlere ayrılma süreci tamamlandı. Bu süreçte bazı komiteler doğrudan bölümlere dönüşürken bazı komiteler de başka komitelerle birleştirilip birbiriyle uyumlu yeni bölümler ve söz konusu kanunla onanmış yeni biridari yapı kuruldu. Mezkûr bölümlerden şubeler ve onlardan sonra da birimler teşkil edildi. Bunları yapmaktaki amaç Türbe’yi görev ve sorumluluklarını çok iyi bilip organize olan, yardımlaşan ve arı kovanı gibi çalışan bir yapıya dönüştürmekti. Bu sayede Mukaddes Türbe; çok karmaşık siyasi şartlar ve zorlu güvenlik koşullarının ortasında gelişim, imar, kültür, farkındalık vb. yönden, hem de rekor bir sürede ileri seviyeye taşındı. “Başka kutsal mekânlar aynı şartlarda ve öylesi bir ortamda bulunsalardı ne olurdu?” sorusunu soran biri, meşru yönetimin başarısının hiç hafife alınır bir yanı olmadığını anlayacaktır. Üstelik söz konusu teknik idarenin çok büyük çoğunluğunun daha önce bulunmayan mezkûr hizmet teşkilatlarından oluşmuştu. Diktatörlüğünü çöküşü öncesi dönemde çok mütevazi bir yapı bulunuyordu. Türbe’deki idari yapı sadece Türbe’nin temizliği, elektrik ile soğutmayı düzenleyen ufak bir yapıdan ibaretti. Şimdi ise eğitim, dini, kültürel, basın, mühendislik vb. Türbe teşkilatının daha önce hiçbir şekilde bulunmadığı birçok mecrada yönelik yapı oluştu. Türbe yönetimi kadrosuyla sıkı bir biçimde çalışmaları yürütmekte, idari iskelet ve gelişim yönünden hizmet açısından ve teknik yönden büyük ölçekli müesseselere dönüşmüştür.Hatta şunları da söyleyebiliriz: Tağut Diktatörlük Rejiminin çökmesinden önce ve Türbenin idari yapısının şimdiki hali arasındaki fark, neredeyse varlık ile yokluk arasındaki fark kadardır.Tağut Rejimin Çökmesinden sonra geçen beş yıllık süre zarfında bu beş yıllık yapının tamamlamayı başardığı çalışmaların büyüklüğü; geçmiş idarelerin yüzyıllar boyunca bitirmiş oldukları çalışmaların toplam büyüklüklerine eşittir. Mukaddes Mekânın tarihindeki bu şan ve şeref dolu merhale gerçekten çok önemlidir ve bir dönüm noktasını temsil etmiştir. Bu nedenle böylesine büyük bir dönüşümün nasıl gerçekleştiğini anlamak için üzerinde biraz durup sistemi tanımaya ve bu başarıyı getiren ana etkeni de bilmeye ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz. Şimdi de biraz da bunun üzerinde duralım.

Sonradan kurulmuş olan bu sistem; tüm parçaları birbirini tamamlayan şubelerden, bölümlerden ve bazısı sadece birer atölye olan birimlerden oluşmuştur. Böylece Türbe’nin Iraklı uzmanlardan oluşan yeni kadrosu, uygun yerlere getirilerek tüm bölümlerin, şubelerin ve birimlerin altına; mühendislik,eğitim,kültür, basın, hizmet ve tıbba yönelik tüm uzmanlık alanlarının hizmet kurumları şeklinde geçirilebilmesi sağlanmıştır. Bu sistemin dallandırılmış yapısı; tıpkı bir ağaca benzer. Suyun bir ağacın önce köklerinden sonra gövdesine, sonra büyük dallara ve oradan da en ücra dallara dağılıp sonunda meyveyi beslemesi gibi işler. Bir işin yapılmasına ihtiyaç duyulduğu zaman; uzmanlık alanları ve onlarla ilgili olan yapılara ait ana bölümlerinden ara bölümüne yönlendirme yapılmakta ve böylece doğru kadroya doğru işler yaptırılarak verimli ve kaliteli bir işin ortaya çıkışı sağlanmaktadır.Devamı için tıklayınız