Merce-i Âlâ Büyük Ayetullah Seyyid Ali Huseynî Sistanî’nden (Allah uzun ömür versin) ülkeleri, halkları ve mukaddes değerlerini müdafaa etmek için çarpışan mücahitlere tavsiyeler…

Merce-i Âlâ Büyük Ayetullah (Ayetullah Uzma) Sn. Seyyid Ali Huseynî Sistanî (Allah bereketli gölgesini daim etsin) Bürosu; vatan ve mukaddes değerler müdafaasında mücadele eden mücahitler için bir dizi tavsiye yayınladı. 20 maddelik metin uzun olduğu için önce ilk bölümünü sizlerle paylaşacağız. İlerleyen günlerde ikinci bölümünün çevirisini de buradan yayınlayacağız inşa’Allah. İşte tavsiye metninin ilk bölümü:

“Rahman ve Rahîm olan Allah’ın İsmi ile…”

“Âlemlerin Rabbi’ne Hamdolsun; Yarattıklarının en hayırlısı Hz. Muhammed Efendimiz ile Pek pâk ve Pek güzel kokulu Ailesine salât ve selâm olsun!”

“Ve daha sonra… Allah’ın (Azze ve Celle) cihat meydanlarında ve savaş cephelerinde düşmanlara karşı hazır bulunmaya muvaffak kıldığı aziz kardeşlerimiz şunları bilsin:

“1- Noksan sıfatlardan münezzeh olan Yüce Allah; cihada çağırdığı, onu dinin destekçisi kıldığı ve cihad edenleri yerlerinde oturanlara üstün kıldığı gibi (cihad) için hikmetin ve fıtratın gerektirdiği birtakım sınırlar ve özel adab koymuştur. Bunların fıkhına vakıf olmak ve bunlara riayet etmek zorunludur. Her kim bunlara hakkıyla riayet ederse Yüce Allah’ın o kimseyi, takdir buyurduğu fazlına ve kanunlarını koymuş olduğu bereketlerine eriştirmesi vacip olur. Her kim bunları ihlal eder ise de; ecrinden kaybedecek ve umduğuna erişemeyecektir.”

“2- Cihadın genel bir adabı vardır ve bunlara müslüman olmayanlarla (cihad ederken) bile riayet edilmelidir. Hz. Peygamber (Allah-u Teâlâ O'na ve Pâk Ehlibeyti'ne salât etsin) savaşa yollamadan önce bunlara uymalarını tavsiye buyururlardı. Hz. İmam Sadık’tan (O'na selâm olsun) sahih bir rivayetle şöyle naklolunmuştur. “Hz. Resûlullah (Allah-u Teâlâ O'na ve Pâk Ehlibeyti'ne salât etsin) bir bölüğü (savaşa) göndermek istediği zaman yanına çağırıp oturtur ve “Allah’ın adıyla, Allah(‘ın farkındalığı ile), Allah yolunda ve Resûlullah (Allah-u Teâlâ O'na ve Pâk Ehlibeyti'ne salât etsin) millet üzere yola çıkınız! Haddi aşmayınız! Müsle (katledilenlerin burun ve kulak vb. organlarını koparıp onları gülünç duruma düşürmek) yapmayınız! Yaşını başını almış (veya ölmek üzere olan) ihtiyar bir adamı, bir çocuğu ya da bir kadını öldürmeyiniz! Mecbur kalmadığınız sürece ağaç kesmeyiniz!” buyururdu.”

“3- Aynı şekilde müslümanlar içerisinden bağî (azgın) ve savaşan topluluklar ile türevleriyle savaşmaya yönelik de dayanan (özel) bir ahlak ve adab vardır. Bu tip durumlara yönelik Hz. İmam Ali’ye (O'na selâm olsun) dayanan ve yaşantısında başına gelen olaylarda dostlarına yapmış olduğu tavsiyeler, hutbeler ve sözleri (ihtiva eden) bir miras kalmıştır. Ümmet bu ahlak ve adaba tutunulması konusunda icma etmiş ve bunları kendisi ile Rabbi arasında hüccet (mazeretleri ortadan kaldıran delil) kılmıştır. (O'na selâm olsun) sözlerinin içerisinde, Hz. Resûlullah’tan (Allah-u Teâlâ O'na ve Pâk Ehlibeyti'ne salât etsin) naklolunan Sakaleyn, Gadîr ve diğer hadisleri vurgulayarak şöyle buyurmuştur: “Peygamberinizin Ehlibeyti’ne bakınız; Onlar’ın yolundan gidiniz ve ayak izlerini takip ediniz! Onlar size hidayetten çıkarmaz ve yokoluşa doğru geri döndürmez! Yerlerinde kalırlarsa siz de yerinizde kalınız; ayaklanırlarsa siz de ayaklanınız! Onlar’ın önüne geçmeyin, dalalete düşersiniz; Onlar’dan geri kalmayın helâk olursunuz!”

“4- Allah için, Allah için canlar(ı gözetiniz!) Sakın, şartlar ne olursa olsun; Allah-u Teâlâ’nın helal kıldıklarının dışındaki (canlara kıymak) helal kılınmasın! Noksan sıfatlardan münezzeh olan Yüce Allah’ın kitabında buyurmuş olduğu gibi; suçsuz bir cana kıymak ne büyük bir suçtur! Suçsuz bir canı korumak ve hayatta tutmak da ne büyük bir iyiliktir! Suçsuz cana kıymanın bu hayatta ve sonrasında çok tehlikeli sonuçları vardır! Müminlerin Emîri’nin (O'na selâm olsun) siretinde, savaşlarında bu hususta çok şiddetli bir ihtiyat gösterdiği yer almıştır! Kendi yönetiminde Malik Eşter’e – ki O’nun (Hz. İmam Ali’nin - O'na selâm olsun) nezdindeki makamı ve menzileti iyi bilinir - şöyle buyurmuştur:

“Kanları gözet ve sakın onları helal (kılındığı şartların) dışında dökme! Şüphesiz haksız yere kan döken kimseden başka hiç kimse; intikama daha çok davet çıkarmamış, daha büyük bir felaketi peşinde sürüklememiş ve nimetinin yokolup müddetinin sona ermesi için daha iyi bir sebep ortaya koymamıştır! Noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah; kıyamet gününde hüküm vermeye, birbirinin kanını dökenler ile başlayacaktır! Sakın ha otoriten haram kanı dökmen için sana güç vermesin! Bu (otoritenin) zayıflatan, hafife alınmasını sağlayan ve hatta onu yok edip (başkasına) taşıyacak olan şeylerdendir! Kasıtlı adam öldürdüğün halde ne Allah katında, ne de benim nezdimde hiçbir özrün yoktur! Zira cezası kısastır.”

Şayet size tuzak olmasından çekindiğiniz şüpheli bir hal görür iseniz; söz ile veya hedefe gelmeyecek ya da yok etmeyecek bir atış ile ikazda bulununuz. (Böylece) Rabbiniz katında özrünüz olacak ve suçsuz canlara kıymada ihtiyatlı davranmış (olacaksınız).

“5- Allah için, Allah için sizinle savaşmayan amme halkın hürmetin(i koruyunuz!) Özellikle de yaşlılar, çocuklara ve kadınlar gibi zayıf kimseler(in hürmetini gözetiniz!) Şüphesiz (sizinle) savaşanların yanında olan malların dışındaki hiçbir hürmet (haram kılınan şey) helal değildir!”

Müminlerin Emîri’nin (O'na selâm olsun) sireti (ve ahlakından bir diğer bölümde de); kendileri ile savaştığı kimselerin hane halkına, kadınlarına ve zürriyetine (evlatları, çocukları, torunları vs) kastetmeyi yasaklamış olmasıdır. Üstelik yanında bulunanların ve bilhassa haricilerin bunu izin vermesi için yaptığı tüm ısrara rağmen şöyle buyururdu: “Erkekler bizimle savaştı, biz de onlarla savaştık. Ama kadınlar ve zürriyetlere gelince; kadınların aleyhine sebil (düşmanlık) yoktur.. Onlar müslüman kadınlardır ve hicret yurdundadırlar. O halde sizin onların aleyhine sebil (onlara düşmanlık etmek için bahaneniz) yoktur. Yanlarında size karşı savaşmak için getirip onlardan destek aldığı ve askerlerinin saklayıp yanlarında tuttukları şeyler (7AWAHU) sizindir. Evlerinde olan (şeyler) ise Allah-u Teâlâ’nın farz kıldığı üzere onların zürriyetlerine mirastır ve sizin için onlara ya da (sizinle savaşan erkeklerin) zürriyetlerinin aleyhine sebil yoktur!”

“6- Allah için, Allah için sakın insanlara onların hakkından gelip hürmetlerini çiğnemek için dinlerinde ithamda bulunmayınız! İlk asırda haricilerin yaptığı (gibi yapmayınız!) Bu zamanda da ne fıkıh,ne de din ehli olan kimseler onların izinden gitmiş; keyiflerine ve hevalarına uymuş, müteşabihmiş gibi görünen bazı metinlerle bunu haklı çıkarmaya çalışmışlar ve müslümanların başına pek büyük bir bela olmuşlardır!”

“Biliniz ki “şehadeteyn”i getiren (“Eşhedu En La ilahe İllallah ve Eşhedu enne Muhammeden Resûlullah” diyen) herkes Müslüman olmuş, kanını ve malını korumuştur. Bazı sapkınlıklara düşse ve bazı bidatleri yapsa bile (bu böyledir). Her dalalet küfrü (küfre düşmüş olmayı) gerektirmez. Her bidat de İslam sıfatını sahibinin üzerinden kaldırmaz. Bir Müslümanın katli, fesat (bozgunluk) çıkardığı ya da kısas yapılması gerektiği için de vacip kılınmış olabilir.”

“ Yüce Allah mücahitlere hitaben şöyle buyurmuştur: “Ey iman edenler! Allah yolunda harekete geçtiğiniz zaman, her şeyi iyice araştırın. Size Müslüman olduğunu bildirene, dünya hayatının geçici menfaatini dileyerek, “Sen iman etmiş değilsin” demeyin.” Müminlerin Emîri (O'na selâm olsun) onlara karşı savaştığı kimseleri genel olarak tekfir etmesini yasaklayan sözler epeyce fazla nakledilmiştir. O’nun kampındaki haricilerin başları bunu yapmaya çok meylettiği halde onlara “Onlar “şüphe içerisine düşmüş topluluklardır” deyin” diye buyuruyordu. Bu ne onların yaptıkları çirkin işi haklı çıkarır, ne de özürlerini doğru kılar. Hz. İmam Sadık’a (O'na selâm olsun) dayanan ve O’nun da Babası’ndan (Onlar’a selâm olsun) naklettiği muteber bir rivayette şöyle buyurulmuştur: “Şüphesiz Ali (O'na selâm olsun) savaştığı kimselerden hiçbirini şirk ya da nifak ile nitelendirmeyip şöyle diyordu: “Onlar bizim kardeşlerimizdir; bize karşı bağy etmiş (azgınlık, fenalık) yapmışlardır!” Onlara karşı savaştığı kimseler için: “Biz onlarla onları tekfir etmek için ya da bizi tekfir ettikleri için savaşmadık” diye buyuruyordu.”

“7- Sakın dini ya da mezhebi ne olursa olsun müslüman olmayanlara kast etmeye kalkmayın! Onlar müslümanların koruması ve güvencesi altındadırlar. Onların hürmetine kasteden arkadan vuran bir hain olmuştur! Hıyanet ve arkadan vurmak da; hem kaza yönünden,hem fıtrat açısından, hem de noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah’ın dininde en çirkin iştir! Allah (Azze ve Celle) kitabında müslüman olmayanlar için şöyle buyurmuştur: “Allah, din husûsunda sizinle savaşmayan ve sizi, ülkenizden çıkarmayanlara iyilik etmenizi, onlara karşı insafla, adâletle muâmelede bulunmanızı nehyetmez; şüphe yok ki Allah, adâletle muâmele edenleri sever.” Hatta bir müslümanın da, müslümanların himayesi altında olan ve müslüman olmayan bir kimsenin hürmetinin çiğnenmesine izin vermemesi gerekir. Hatta hatta tıpkı ailesini koruyup kolladığı gibi onları da (müslüman himayesi altındaki gayrimüslimleri ve ailelerini) koruyup kollaması gerekir. Müminlerin Emîri’nin (O'na selâm olsun) siretinde (hayatında) şu yaşanmıştır: Muaviye, Ğamidoğulları’ndan Sufyan bin Avf’ı, ahaliyi korkuya düşürmek için Irak’ın sınırlarına saldırılar düzenlemekle görevlendirdi. O da Enbar’daki Müslümanlar ile müslümanlara saldırdı. Müminlerin Emîri (O'na selâm olsun) bunu duyunca çok şiddetli bir şekilde kederlendi ve hutbesinde şöyle dedi: “Şu Ğamid’in kardeşinin atlıları Enbar’a gitmiş. Hassan bin Hassan el-Bekrî’yi öldürmüş ve atlılarınızı cephanelerden çıkarmış. Bana onlardan bir adamın; Müslüman kadınların ve Müslüman himayesindeki gayrimüslim kadınların hanelerine girdiği ve halhallarını, bileziklerini, kolyelerini ve yüzüklerini çıkartıp aldığı haberi ulaştı. (Kadınlar) ondan ancak yalvarıp rahmet dileyerek geri alabiliyormuş. Sonra da (süvariler) öylece kaçıp gitmişler. Ne bir söz söyleyen olmuş ne de onlardan birinin kanını döken! Eğer bir müslüman er, bu olandan sonra üzüntüsünden ölseydi kınanmazdı; hatta benim nezdimde saygı görmeyi hakeden bir kimse olurdu!”

8- Allah için Allah için insanların malları(nı gözetiniz!) Müslümanın malı müslümana rızası olmadan helal olmaz! Her kim birinin malına gaspederek alırsa ateşler içinden bir ateş parçasına el koymuştur! Noksan sıfatlardan münezzeh olan Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Yetimlerin mallarını zulmen yiyenler; karınlarına sadece ateş doldurmuş olurlar. Zaten onlar çılgın bir ateşe gireceklerdir.” Hz. Peygamber Efendimiz’den (Allah-u Teâlâ O'na ve Pâk Ehlibeyti'ne salât etsin) naklolunan bir hadiste de şöyle buyurulmaktadır:

“Her kim bir müminden gasp ile bir şey koparıp (alırsa); tövbe edip aldığı malı sahibine geri verinceye dek Allah o kimseden yüz çevirir; yaptığı tüm birr (iyilik) ve hayırlı amellerine (şiddetle) öfke duyar ve onları o kimsenin hasenatları (divanına) yerleştirmez!”

Müminlerin Emîri’nin (O'na selâm olsun) siretinde de, kendileri ile savaştıkları kimselerin askerlerinin elindekilerin dışında mallarının helal kılınmasını yasakladığı geçmiştir. Şayet eğer biri karşı tarafta bulunan malın kendine ait olduğuna dair hüccet getirirse (mazeretleri ortadan kaldıran bir delil sunarsa) o mal ona verilirdi. Mervan bin Hakem’e dayanan bir hadiste şöyle anlatılmaktadır: “Ali bizi Basra’da hezimete uğrattıktan sonra insanlara mallarını geri verdi. (Malın kendisine ait olduğuna dair) bir açık delil sunana malı verdi. Açık bir delil sunamayana da yemin ettirdi.”


“9- Allah için, Allah için tüm hürmetler(i gözetiniz!) Sakın dille ya da elle herhangi bir hürmeti çiğnemeyiniz! Bir kimseyi başkasının günahıyla cezalandırmaktan sakınınız! Noksan sıfatlardan münezzeh olan Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Hiç bir günahkâr, bir başkasının (günah) yükünü yüklenmez. ”Zanınıza kapılıp onu akla benzetmeyiniz. Akıl kişinin işinde ihtiyatlı olmasıdır. (Kötü) zan ise kişinin başkasına herhangi bir hücceti (mazeretleri ortadan kaldıran delil) olmadan saldırmasıdır. Bazı sevmediğiniz şeyler sizi noksan sıfatlardan münezzeh olan Yüce Allah’ın haram kıldığı sınırları aşmaya sevketmesin. Yüce Allah (Azze ve Celle) şöyle buyuruyor: “Bir kavme olan kininiz, sizi adâletten alıkoymasın. Adâlette bulunun ki bu, takvaya daha yakındır ”

Aynı şekilde Müminlerin Emîri’nin (O'na selâm olsun) Sıffin vakıasındaki bir hutbesinde yapmış olduğu tavsiyelerin arasında şu da yer almıştır: “Öldürülen bir kimseye müsle yapmayınız! Eğer o topluluğun adamlarına ulaşırsanız (evlere girişte yer alan) örtüleri indirmeyiniz ve evlerine girmeyiniz! Onların askerlerinde bulduğunuzun dışında mallarından hiçbir şey almayınız! Sizin ırzınıza, emirlerinize ve salih büyüklerinize sövse dahi bir kadını ona eziyet ederek uyarmayınız!” Kendisi (O'na selâm olsun) hakkında ayrıca şu naklolunmuştur: Cemel savaşı bittiğinde büyükçe bir eve ulaşmış. Kapısının açılmasını emretmiş. Kapı açılınca kapının eşiğine kadınlar doluşup ağlaşmaya başlamış. Ona bakınca hep bir ağızdan çığlık atarak “Bu sevdiklerimizin katili!” demişler. Hazret (O'na selâm olsun) bir cevap vermemiş. Daha sonra yanında bulunan bazılarına evin odalarına işaret etmiş, oralarda Mervan bin Hakem ve Abdullah bin Zubeyr gibi kendisiyle savaştıklarının liderlerinin yer aldığını söylemiş ve şöyle buyurmuş: “Sevdikleri”nin katili” olsaydım; o odadakileri öldürürdüm!”



Aynı şekilde Müminlerin Emîri’nden (O'na selâm olsun) şöyle naklolunmuştur. Hucr bin Adiy ve Amr bin Hamık gibi dostlarının da yer aldığı bir topluluğun Sıffin savaşı günlerinde Şam halkına sövdüğünü duyunca şöyle buyurdu: “Sizlerin küfredip duran kimseler olmasından hiç hoşlanmıyorum. Ancak siz onların halini anlatıp yaptıklarını anlatırsanız bu daha isabetli bir söz olacak ve mazeretinizi daha iyi açıklayacaktır. Sövgüleriniz yerine “Allah’ım kanlarımızı ve onların kanlarını koru, onlarla aramızı düzelt, onları içerisine düştükleri sapkınlıktan doğru yola eriştir” deyiniz ki cahil olanlar hakkı tanısın, sapkınlık ve düşmanlık yapmayı diline dolayanlar da onu yapmayı terk etsin.” Onlar da “Ey Müminlerin Emîri! Senin öğüdünü kabul eder ve edebinle edepleniriz!” dediler.


“10- Size buğzetseler de bir topluluk sizinle savaşmadığı sürece onları haklarından men etmeyin.Müminlerin Emîri’nin (O'na selâm olsun) (siretinde) onunla savaşmadıkları sürece kendisine muhalefet edenlere Müslümanların umumuna verdiği hakları vermiş olduğu geçmektedir.Savaşı başlatan taraf olmamıştır. İlk saldıranlar onlar olmuş olsun diye karşı taraf savaşı başlatmadığı sürece savaşa girişmemiştir. Bunun bir (örneği) olarak bir keresinde Kufe’de iken hutbe verdiği sırada bazı haricîler ayağa kalkmış ve “Hüküm ancak Allah’ındır!” sözünü çok kez tekrarlamaya başlamışlar. O da bunun üzerine şöyle buyurdu: “Söz hak ama kastedilen batıldır! Bizde sizin için üç haslet vardır (sizinle muamelede üç huyumuz vardır): Allah’ın mescitlerinde namaz kılmaktan sizleri men etmeyiz. Eliniz elimizle beraber olduğu sürece Fey’den (savaşsız elde edilen ganimet payından) sizleri alıkoymayız. Siz savaşı başlatan taraf olmadığınız sürece sizinle savaşa başlamayız.”
Okur yorumları
Yorum bulunmuyor
Yorum ekle
İsim:
Ülke:
E-posta:
Paylaş: