Mukaddes Hz. Abbas (a.s.) Türbesi Şer'i Mütevellisi Allame Seyyid Ahmed es-Safi, Irak’taki yardımlaşma ruhundan övgüyle bahsetti. Ayrıca Yüce Dini Merceiyet'in insani çalışmaları teşvik etmedeki önemli rolünü takdir ettiğini belirtti.
Bu açıklamalar, Seyyid es-Safi'nin Yüce Dini Merceiyet'in temsilcilerinden, matem alayı sahiplerinden ve çeşitli kurumlardan oluşan heyeti kabulu sırasında yapıldı. Heyet üyeleri, Irak’ın Müsenna eyaletinden gelerek İran ve Lübnan halklarına yönelik yardım çalışmalarına katılan kişileri temsil ediyor. Seyyid es-Safi kabul sırasında, heyetin bu insani alandaki çabalarını bizzat dinledi.
Seyyid Safi konuşmasında şunları ifade etti: "Irak halkını ilgilendiren çok önemli bir konu var. O da halkın, Yüce Dini Merceiyet'in çağrılarına icabet etme konusunda onunla kurduğu eşsiz ve özel ilişkidir." Irak halkının, belirli bir gruba yardım edilmesini içeren bir fetva duyar duymaz hemen kardeşlerinin yardımına koştuğunu belirtti. Sözlerine şöyle devam etti: "Son yirmi yılı gözden geçirirsek, dünya halkları arasında eşi benzeri görülmemiş istisnai bir durumla karşılaşırız. Bu durum; halktaki fedakârlık, cömertlik ve başkalarının acılarını derinden hissetme duygusudur."
Seyyid Safi, bu durumun nedenlerine de değindi: "Muhakkak ki Irak halkının bu özellikte diğer halklardan neden farklı olduğunu soranlar olacaktır. Bu sorunun cevabı, sosyoloji biliminin alanına girebilecek derin bir analiz gerektirmektedir." Bu analizin, Irak'a gelen yabancıların şahit olduğu olağanüstü misafirperverliği ve cömertliği açıklayabileceğini aktardı. Özellikle de bu yabancıların gelişlerinin, milyonlarca kişinin katıldığı devasa ziyaret günlerine denk gelmesi durumunda bu durumun çok daha net görüldüğünü vurguladı.
Merceiyet'in Iraklılara ve diğer halklara yardım çağrılarına verilen hızlı yanıtın nedenlerini iki ana başlıkta topladı: "Bu bağlamda aklıma iki temel neden geliyor. Birincisi, Pâk İmamlar’ın (a.s.) tertemiz türbelerinin bu topraklarda bulunmasıdır. Yüce Allah bu türbeleri müminler için güvenli bir sığınak kılmıştır." Bu mukaddes türbelerin varlığının, Irak halkının çektiği onca acıyı büyük ölçüde hafiflettiğini belirtti. Bu durumun, insanların sürekli olarak bu türbelere akın etmesini sağladığını ifade etti. "Bu ziyaretler, ziyaretçilerin kalplerinde derin bir etki bırakıyor. Her ziyaretçi buradan farklı feyizler alıyor. Ancak hepsi şu ortak noktada birleşiyor: İmamlar (a.s.) bu dünyada büyük zulümler gördüler, çok acılar çektiler. Bu mübarek mezhebin ayakta kalması için kendi mukaddes canlarını feda ettiler." Tüm bunların, ziyaretçilere Ehlibeyt'in (a.s.) o güzel yaşam öyküsünden ilham alan manevi bir güç verdiğini sözlerine ekledi.
İkinci neden olarak ise Şehitlerin Efendisi İmam Hüseyin'e (a.s.) olan özel bağlılığı gösterdi: "İmamlar (a.s.), Hz. İmam Hüseyin'e (a.s.) ayrı bir özellik atfetmişlerdir. Dostlarını ve sevenlerini korku hâlinde bile olsalar onu ziyaret etmeye teşvik etmişlerdir." Bu ziyaretlerden elde edilen bereketin, Hz. İmam Hüseyin'in (a.s.) ziyaretçilerine hizmet etme kültürünü doğurduğunu aktardı. Bu kültürün, matem alayları ve matem törenlerini düzenleyenler aracılığıyla organizasyonun ve maddi cömertliğin en güzel örneklerini sunduğunu vurguladı. "Halk, rekor sayılabilecek bir sürede kendini organize ediyor. Yüce Dini Merceiyet'in herhangi bir çağrısı karşısında insanlar kolayca bir araya geliyor. Bu durum diğer halklarda görülmeyen bir özelliktir." Ülkenin içinden geçtiği karanlık dönemlerde bu durumu bizzat tecrübe ettiklerini hatırlattı. Hüseyni matem alaylarının, savaşan kardeşlerine hizmet etmek için en ön cephelere koştuğunu anlattı. "Savaşçıları yeme ve içme derdinden kurtardılar. Hatta cephelere yaptığım ziyaretlerde şuna şahit oldum: Bazı alaylar savaşçılara bir sonraki öğünde ne yemek istediklerini sorup onlara seçenek dahi sunuyordu!" Bir yanda cihad edenlerin, diğer yanda ise ihtiyaçları karşılayıp onlara destek olanların bulunduğunu ifade etti. Bu övgüye değer özelliğin Erbain ziyaretinde de somutlaştığını belirtti: "Kerbela'ya çoğu yürüyerek gelen 20 milyonu aşkın ziyaretçinin hiçbiri yüzlerce kilometrelik yol boyunca açlık, susuzluk veya barınma sorunu yaşamıyor. Bu, dünyada eşine rastlanmayan bir durumdur. Hatta bu devasa kalabalıklarda en ufak bir tartışma bile yaşanmıyor."
Seyyid Safi şu noktanın altını çizdi: "Biz, Şehitlerin Efendisi İmam Hüseyin'in (a.s.) bizden sorumlu olduğuna inanıyoruz. Bazı gençler doğru yoldan sapsa bile Muharrem ve Safer ayları geldiğinde Hz. İmam Hüseyin (a.s.) onları yeniden hidayet yoluna yeniden döndürüyor."
Heyete hitap eden Seyyid es-Safi, Müsenna eyaletinin cömert halkından övgüyle bahsetti: “Eyaletinizin bu yardımları bizim için şaşırtıcı değildir. Müsenna, resmi kurumların tam anlamıyla kalkındıramadığı eyaletlerden biridir. Buna rağmen halkın bağlılığı ve fetvalara icabet etme şekli ortadadır. Onların tarihi son derece onurlu bir tarihtir."
Sözlerine şöyle devam etti: "Yüce Allah'a olan bağlılığımızı artırmalıyız. Aramızdaki merhamet bağlarını güçlendirmeli, insanların çektiği acıları düşünmeliyiz. Bu düşünceleri eyleme dökmek kesinlikle belaları hafifletecek, hatta ortadan kaldıracaktır. Bizler birbirimize ne kadar merhamet eder, birbirimize ne kadar destek olursak acılar da o kadar hafifler ve kolaylaşır." Bizlerin Yüce Allah'ın kulları olduğumuzu ve O'nun bizlere birçok emir verdiğini hatırlattı. "Kaderimizi elinde tutan Yüce Allah'a dua yoluyla bağlanmamız çok önemlidir. Allah, nefislerimizi terbiye etmek için O'na dua etmemizi istemiştir." Dualarımızda Resûl-i Âzam’ı (s.a.a.) ve Pâk İmamlar’ı (a.s.) vesile kılmamız gerektiğini belirtti. Duaların toplu zikir halkaları şeklinde yapılmasının önemine değinerek, "İnsan sadece kendi başına dua etmekle yetinmemelidir. Toplu duaların hem bireyler olarak bizim üzerimizde kişisel bir etkisi vardır hem de insanların üzerindeki bu musibetlerin hafiflemesine katkı sağlar." ifadelerini kullandı.
Yapılan çalışmaların kayıt altına alınması (belgelenmesi) konusuna özellikle vurgu yaptı: "Sizlerden ricam, sunduğunuz hizmetleri ve başarılarınızı kesintisiz olarak belgelemenizdir. Sadece yıllar önce yazılanlarla yetinmemeliyiz!" Bu amaçla, aralarından kalemi kuvvetli olan kişilerin seçilmesi gerektiğini tavsiye etti. "Çünkü bu bir tarihtir. En küçükten en büyüğe kadar her olayı isimleriyle birlikte yazın. Bunları anı defteri gibi kaydedin. Daha sonra bunlar bir kitap hâline getirilecektir." Bu kitaplar basıldığında hem bizim hem de gelecek nesillerin bu şehrin tarihinin ne kadar büyük olduğunu öğreneceğini belirtti. "Bu, gelecek nesillerin en doğal hakkıdır. Onlar bu tecrübelerden faydalanacak ve onları kendilerine örnek alacaklardır." dedi.
Kayıt altına alınması gereken önemli insani durumlara örnekler verdi: "Örneğin bir inşaat işçisi akşama kadar yevmiyesini bekliyor. Aldığı paranın yarısını ailesine ayırırken diğer yarısını bağışlıyor! İşte bunlar cömert, dindar, Yüce Merceiyeti'nin ve mukaddes türbelerin etrafında kenetlenmiş bir halkın özellikleridir." Ancak bu özelliklerin belgelenerek gün yüzüne çıkarılması gerektiğine dikkat çekti. Hayatın sürekli bir gelişim içinde olduğunu ve birçok yeni şahsiyetin toplumsal etkide yerini almaya başladığını hatırlattı. "Eğer bu tarih yazılmazsa kaybolup gidecektir. Çünkü yazılmayanlar sadece hafızalarda birer bilgi olarak kalır." Irak'ın zorlu sınavlardan ve şartlardan geçtiğini ifade etti. Seyyid es-Safi son olarak şu çağrıda bulundu: "Şehrin sorunlarını ve yetkili kişilerin bunlara bulduğu çözümleri tarihe not düşmeliyiz. Bu kişiler ister Seyyid Sistani'nin vekilleri ve güvendiği temsilciler olsun, isterse halktan kişiler olsun fark etmez. Yazılacak olan bu bilgiler ileride çok önemli bilimsel ve tarihi bir kaynak olacaktır."
relatedinner
Simave şehrindeki Yüce Merceiyet Temsilcisi Şeyh Haydar el-Yunusî de konuyla ilgili bir açıklama yaptı. Şeyh el-Yunusî, Yüce Dini Merceiyet'in çok sayıda temsilcisini, matem alayı sahiplerini ve çeşitli kurumların yetkililerini barındıran bir heyetin Seyyid Safi ile görüştüğünü belirtti. Bu kişi ve kurumların, İran ve Lübnan halklarına yardım etmek için Yüce Merceiyet'in çağrısına icabet ettiğini ifade etti. Görüşmenin amacının, bağışlar konusundaki tutumları ve yapılan fedakarlıkları arz etmek olduğunu aktardı.
Şeyh el-Yunusî sözlerine şöyle devam etti: "Heyetimiz Seyyid Safi'nin tavsiyelerini dikkatle dinledi. Seyyid Safi, ilahi başarıya ulaşmak için bu çalışmaların sadece Yüce Allah'a (Azze ve Celle) yakınlaşmak niyetiyle yapılması gerektiğini vurguladı." Ayrıca bu faaliyetlerin ve insani tutumların belgelenerek gelecek nesillere aktarılmasının önemine değindiğini belirtti. Son olarak, Mukaddes Türbe ile iletişimin sürekli olarak sürdürülmesi tavsiyesinde bulunduğunu aktardı.











